Sanal ben, gerçek benden daha önemli hale mi geliyor?

Bu sayfada bulunan resimleri gördükten sonra, yazıyı okumaya karar verdiyseniz, teknoloji konusunda bir miktar meraklısınız demektir. Eğer 14-55 yaşları arasında iseniz ve Türkiye’de yaşıyorsanız, %75 olasılıkla Facebook hesabınız olduğuna iddiaya girebilirim.

Öncelikle, bir çok yerde karşınıza çıkan istatistikleri, yazının bütünlüğünü sağlaması açısından burada bir kez daha vurgulayacağım ve sonra, başlıkta ortaya attığımız konuyu tartışmaya başlayacağız.

2004 yılında, Harvard Üniversitesi’ndeki bir yatakhane odasından başlayan ve 2007 senesinde Türkiye’ye de sıçrayarak, sadece o dönemde Türkiye’de çok popüler olan Yonja.com, 80630.com gibi sitelerin değil, tüm dünyada o dönemde fırtınalar estiren Myspace.com gibi devlerin bile pabucunu dama attıran Facebook, Nisan sonu itibarı ile toplamda 400.000.000’u (yazıyla, dörtyüzmilyon) aşan üye sayısıyla önlenemez büyümesini sürdürüyor. Toplam üye adedi, dünyadaki en büyük dördüncü ülke kadar insana karşılık gelirken, Facebook, asıl işi olmamasına rağmen dünyanın en büyük resim paylaşım sitesi ve Youtube’dan sonra en büyük video paylaşım sitesi haline gelmiş durumda.

2009 yıl sonu itibarı ile Facebook ziyaret sayısı ilk kez yılbaşı döneminde Google’ı geçerek birinci sıraya oturmuş. Kullanıcıların sitede geçirdikleri zaman ve ziyaret başına gezilen sayfa adedi göz önüne alındığı zaman ise Facebook liderliği açık ara elinde tutuyor.

Bu noktada, bu sosyal paylaşım fenomenini benzerlerinden ayıran bir takım bilgiler de var.

–        Gerçek bilgiler daha önce bu kadar aleni paylaşılmamıştı; Facebook ile birlikte insanlar gerçek bilgilerini paylaşmakta, daha önce hiçbir sosyal paylaşım sitesine karşı davranmadıkları kadar cömert davrandırlar.

–        Kadın kullanıcı sayısı daha fazla; sosyal paylaşım siteleri ve genel olarak tüm İnternet’in erkekler tarafından daha yoğun olarak tüketildiği bilinirken Facebook’da durum farklı, ibre az da olsa kadınlar yönünde.

–        Özellikle orta yaş ve üstü kullanıcı eklemelerinde son 12 ayda büyük bir artış var; kimi çocuğunu bu platformda ne yaptığını takip etmek için, kimi eski arkadaşlarının izini sürmek için, büyük çoğunluk ise dünyadan kopmamak için Facebook’a adeta hücum etmiş durumda.

Özellikle kullanıcı arayüzünde yapılan sayısız değişiklikler ve eski kullanıcılarını adeta çileden çıkartıp eski arayüzlere dönülmesi için kampanyaların düzenlendiği platform sayesinde kullanıcı tecrübesi oldukça kolay bir hale getirildi.

Ben kendi çevremde İnternet konusunda çok bilgili olmayan ve farklı web sitelerinde yollarını kaybedenlerin, Facebook içerisinde nasıl kolay hareket ettiklerine bizzat şahit oldum.

2009 yılı başına kadar Facebook yalnızca İngilizce arayüz ile hizmet veriyordu. 2008 yılının sonlarında başlayan çalışma ile, tamamen gönüllülük esasına dayanarak, kendi kullanıcı tabanının gücünden faydalanarak, 1,5 sene gibi kısa bir sürede 70’den fazla dile tercüme edildi ve sanırım bu alanda Google’dan sonraki en glokal (global-lokal) site haline geldi.

Yalnızca İngilizce olarak hizmet verdiği günlerden beri, İngilizce konuşulmayan ülkeler arasındaki en büyük kullanıcı topluluğuna sahip olmak gibi bir ünvanı bulunan Türkiye, yakın zamanda bunu Endonezya’ya kaybetmiş gibi görünüyor. Yine de en büyük 5 kullanıcı topluluğundan biri Türkiye.

Toplam nüfus ve teknoloji adaptasyonu gözönüne alındığında, Türkiye’de İnternet’te varolmak isteyen ve İnternet’te görünmek isteyenler için tartışmasız bir mecra olarak karşımıza çıkan Facebook, 21 Nisan’da gerçekleştirdiği f8 adını verdiği konferansta duyurdukları ile hayatımıza bir nebze daha nüfuz edeceğini resmen ilan etmiş oldu.

Sanal siz olarak tarif edebileceğiniz Facebook profilinizin neden bu kadar önemli olduğunu anlatabilmek için, son bir istatistik daha vermek istiyorum.

Türkiye’de özellikle yeni nesil gazeteci ve yazarların sahiplenmesi sonrasında popülerleşen Twitter platformuna üye olan kullanıcıların siteyi ziyaret etme sıklıkları istenen düzeylere ulaşabilmiş değil. Facebook’da ise, kullanıcıların yarısı, her gün en az bir kez siteye giriyor. Ortalama bir kullanıcının 130 arkadaşı bulunuyor ve ayda 70 adet ‘post’ gerçekleştiriyor. (Sizin rakamlarınızın bunların üzerinde olduğuna eminim.)

Bundan sonraki dönemde, kabaca tarif etmek gerekirse, Facebook kullanmak için artık Facebook sitesine girmenize hiç gerek kalmayacak. Örneğin günlük okuduğunuz gazetenin sitesine girdiniz, yan tarafta, o gün içinde Facebook arkadaşlarınızın o gazete sitesinde hangi haberleri paylaştığı, hangi haberleri ‘Beğen’diği ve hangi haberlere yorum yazdığını göreceksiniz.Okuduğunuz bir haberi beğendiğinizde, alt kısmında bulunan ‘Like – Beğen’ butonuna tıkladığınızda, bu bilgi otomatik olarak Facebook profilinize kaydedilecek. Yeni açılan bir web sitesine üye olmak için ilgili linke tıkladığınızda, Facebook arkadaşlarınızın kaçının daha bu sitenin hali hazırda üyesi olduğunu görebileceksiniz. İşin güzel tarafı, tüm bunları yaparken, hali hazırda gezmekte olduğunuz siteyi terketmeniz gerekmeyecek.

Bütün bu vermiş olduğumuz bilgiler ışığında, başlıkta sizlere sunmuş olduğum önermenin neden bu kadar önemli olduğunu düşündüğüm bölüme geldik. Bu konuyla ilgili sizlere kendimden ufak bir örnek vermek istiyorum. Bugün Google’da Aydın Bolkar diye arama yaptığınız zaman, 4. ve 5. sıralarda, bundan 4-5 sene evvel amatör olarak tutmaya başladığım bir blogdaki resim galerisine ulaşıyorsunuz, ismi de ‘Kız İsteme Gecesi’…

İçeriğindeki resimleri sunucudan kaldırmış olmama rağmen, dünyadaki milyonlarca sunucusunun bir köşesinde bunu tutmayı beceren sevgili Google, inatla bu resimleri getirmeye devam ediyor. Bunun gibi bir çok bilgi, siz İnternet’e yükleyip sildikten sonra da mevcudiyetini sanal ortamda devam ettirebiliyor.

Amerika ve İngiltere’deki iş ve işçi bulma kurumları, aramalarında en çok sosyal ağlardan faydalandıklarını belirtmişler. Bu ağlar sayesinde bir insan hakkında aylar sürecek araştırmalar sonucunda erişebileceğiniz bilgiye bir kaç tıklamayla ulaşmanız mümkün.

Sanal ortamdaki kimliğiniz asla uyumuyor, hiçbir şeyi unutmuyor ve sizin hakkınızda kimi zaman en yakınlarınızın dahi bilmediği bilgileri ifşa ediyor. 2010 yılının en popüler uygulamalarından Foursquare ile anlık olarak gezdiğiniz yerleri sosyal ağlardaki yüzlerce arkadaşınızla anlık olarak paylaşıyorsunuz ama anneniz oralara gittiğinizi belki de bilmiyor.

Bu ortamların tüm nimetlerinden faydalanılması ve paylaşım noktasında cömert davranılması noktasında en ateşli savunuculardan birisi benim. Ancak bu noktada bilgilerinizin kimler tarafından görülebildiği noktasında tüm güvenlik ve gizlilik ayarlarınızı yapmayı ihmal etmeyin. Bunun için zaman ayırın ve resimlerinizi, kişisel bilgilerinizi, bu platformdaki paylaşımlarınızı kimlerin görebileceğini detaylı olarak sınırlandırın. Tüm arkadaş listenizi kategorilendirin, bu sayede tüm tanıdıklarınızı bir arada muhafaza edebilir ve samimiyet seviyenizi ayarlayabilirsiniz. Zaman zaman kendinizi, çalıştığınız kurumu İnternet’te ve sosyal ağlarda aratın ve takip edin.

Unutmayın, İnternet’ten kaçış yok, mühim olan onu sonuna kadar kullanıp mahremiyeti de izin verdiğimiz ölçüde elden bırakmak…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: