Apple ve iPhone Fenomeni

2007 yılının başında Steve Jobs tarafından ilk kez basın duyurusu yapıldığında artık mobil telefon pazarında hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağının habercisi idi iPhone. 2008 yılında basılan ve Türkçe’ye de çevrilen ‘Inside Steve’s Brain’ adlı kitabı okurken, aslında iPhone’u yaratmak için Apple’ın neden bu kadar beklediğini anlayamıyorsunuz. Zira iPod tarafında, 2001 yılında, piyasayı çok iyi analiz etmiş ve mükemmel bir kullanıcı tecrübesi yaratabilmek için 6 ay gibi çok kısa bir sürede birinci nesil iPod’u yaratmıştı. Dünya kişisel elektronik piyasasında kırılması imkansız olarak görülen Sony’nin Walkman rekorunu kıran bu cihaz, gerçek bir stil ikonu halini aldı ve taşınabilir mp3 çalar cihazlarının jenerik ismi haline geldi. Finansal olarak da Apple’ın ikinci baharını yaşamasına ve iPod’ların yarattığı etki ile tüm ürün satışlarının patlamasına vesile oldu.

Dünyanın önde gelen teknoloji araştırmaları ve danışmanlık firması Gartner, 2009’un birinci çeyreğinde dünyada toplam mobil telefon satışlarının, geçen yılın aynı dönemine göre, %8,6 azaldığını ancak akıllı telefon satışlarının %12,7 arttığını açıkladı. Raporda, mobil telefon piyasasının Gartner tarafından takip edilmeye başlandığı 2001 yılından bu yana, bir önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan en büyük daralmanın bu sene gerçekleştiği belirtildi.

Toplam 269 milyon adet telefonun satıldığı birinci çeyrekte esas rekabet akıllı telefonlar tarafında yaşandı. 2008 yılının birinci çeyreğinde satılan toplam 294 milyon adet telefonun %11’lik bölümünü oluşturan yaklaşık 32 milyon adetlik pazar, bu yılın ilk çeyreğinde toplam cep telefonu pazarının aksine tam %10 büyüyerek toplam 36,5 milyon adetlik satış rakamına ulaştı.

Hem toplam satışlarda hem de akıllı telefonlar tarafında Nokia liderliğini sürdürürken, her iki segmentte de ilk beşte Nokia dışındaki diğer bütün firmaların farklı olması firmaların odaklanma stratejisinin bir parçası olarak algılanabilir.

Gartner raporuna bakıldığında, Apple dışındaki tüm firmaların, elde ettikleri pazar paylarını en az 6-7 farklı modelle elde ettiklerini düşünürsek, iPhone’un akıllı telefon piyasasında tek başına en yüksek satışa sahip telefon modeli olduğunu söylemek çok da yanıltıcı olmayacaktır. (Bkz. Tablo1)

Apple, iPhone ile, diğer cihazlarındaki geleneği bozmamış ve birinci sürüm işletim sisteminde yazılımsal olarak tüm kanalları kapatmıştı. Yazılım geliştiriciler için tek geliştirme alanı olarak internet tarayıcısı işaret edilmişti ve sadece telefon İnternet’e bağlıyken çalışacak olan web uygulamaları geliştirilmesine izin verilmişti. Cihazı fiziksel olarak açmak, pilini değiştirmek vs. mümkün değildi, dışarıdan istediğiniz yazılımları yükleyemiyordunuz. Piyasada bulunan diğer akıllı telefonların aksine telefonda aynı anda yalnızca bir adet program çalıştırılabiliyordu. Örneğin birine kısa mesaj (SMS) göndermek istediğinizde o anda web’de geziniyosanız internet tarayıcı programını kapatıp SMS gönderme programını açarak işinizi hallettikten sonra tekrar tarayıcıya geri dönebiliyordunuz. Internet tarayıcı programı kaldığı yerden çalışmaya devam ediyordu ancak arka planda eğer bir sayfayı açmaya çalışıyordu iseniz ilerlemiyordu. Apple tarafından arka planda çalışabilecek şekilde tasarlanan tek özellik cihazın iPod özelliği idi. Bir yandan müzik dinlerken diğer yandan web’de gezinebiliyordunuz.

Bununla birlikte iPhone yalnızca dokunmatik bir ekran aracılığı ile kullanılabiliyordu. Cihazda ön yüzde bulunan bir adet ‘Home’ tuşu, yan tarafında yer alan ses açma ve kapamaya yarayan tuşlar ve üst kısmında yer alan açma-kapama tuşu dışında hiç bir tuş bulunmuyordu. Tüm işlemler bir veya iki parmağın farklı kombinasyonları ile ekran üzerinde gezinmesi ile yapılıyordu. Multi-touch adı verilen ve daha sonra Apple’ın diğer diz üstü bilgisayarlarında da kullandığı teknoloji ile ekranda bulunan nesneleri yakınlaştırmak veya uzaklaştırmak, sağa-sola doğru döndürmek çok sezgisel hareketlerle yapılıyordu. Bu kadar az tuş kullanılmasına rağmen Steve Jobs, telefon kullanıcısının telefonunun zil sesini kısmanın çok önemli bir işlev olacağına karar vermiş ve sadece bu işi yarayan bir düğmeyi ses açma kapama butonlarının üzerine yerleştirmişti.

Tüm bunlarla birlikte iPhone, o zamana kadar hiçbir telefon ekranında kullanılmamış kadar büyük bir ekrana sahipti ve görenleri kendine hayran bırakıyordu. Ayrıca, daha önce cep telefonununu yalnız çok temel fonksiyonlar için kullanmış kişiler bile, telefonu ellerine aldıktan yaklaşık yarım saat sonra tüm fonksiyonlarına erişir hale geliyordu. iPhone’un duyurulmasından çok kısa bir süre sonra Apple, iPod’a olan vefa borcunu ödeyerek, telefon ve Bluetooth özelliği dışında tüm özellikleri içerisinde barındıran iPod Touch modelini piyasaya çıkardı.

Apple, 2007’nin başında iPhone’u ilk duyurduğunda ve telefon altı ay sonra Amerika’da yalnızca AT&T ile birlikte kullanılacak şekilde piyasaya çıktığında dünyanın dört bir yanındaki teknoloji meraklıları hayal kırıklığına uğradı. Ancak, ilk telefonlar raflarda yerlerini aldıktan sonra, iPhone’da kullanılan işletim sisteminin 1.0 versiyonundaki bir takım açıkları kullanan meraklı programcılar telefonun yazılımını kırmayı ve başka operatörler ile de çalışacak hale getirmeyi başardılar. Bu aşamadan sonra, 2007’nin ikinci yarısından 2008’in ortalarında Türkiye’de resmen iPhone satışının başlamasına kadar geçen süreçte tüm dünya ve ülkemiz resmen bir iş kolu haline gelen ‘iPhone kırmak’ deyimiyle tanıştı. Apple’ın bu süreçte AT&T ile yaptığı sözleşme gereği bu tip girişimlere karşı çıkması gerekiyordu. Ama kimi analistlere göre de içten içe bu tip girişimler telefona olan vahşi talebi körüklediğinden dolayı hoşlarına gidiyordu.

Apple CEO’su Steve Jobs, 2008 yılı başında, iPhone 2.0 yazılım platformunu duyurmak için basın mensuplarını ve sektörün temsilcilerini California’daki şirket merkezine çağırdı. Apple, daha önceki ürünlerinin aksine, iPhone ile kurumsal pazarı hedefleyerek bir çok kurumsal e-posta sistemini desteklediğini açıkladı. Özellikle Amerika pazarında ciddi bir üstünlüğü bulunan Blackberry’nin aksine Apple, Microsoft’un kurumsal e-posta sunucusu Exchange Server ile direkt entegre olmuştu. E-postaları aynı bilgisayarlarda gözüktüğü gibi tüm grafik, resim vb. detayları ile kullanıcıya sunuyordu. Aynı zamanda rehber ve takvim senkronizasyonunu da Outlook ile sorunsuz bir şekilde yapabiliyordu.

Bundan daha da önemlisi, 2.0 yazılım sürümü ile birlikte Appstore adı verilen yeni bir oluşumun da lansmanı yapılıyordu. Appstore, dünya çapındaki tüm uygulama geliştiriciler için yeni bir gelir kapısı olabilecek bir oluşumdu. Apple, iTunes müzik dükkanı ile yıllardır müzik parçaları için uygulamakta olduğu modeli iPhone’a yüklenebilecek programlar için de genişletmekte idi. Bu program kapsamında elde edilecek gelirin %70’i yazılım geliştiriciye bırakılıyor, tüm altyapı ve iletişim maliyetlerini üstlenen Apple ise %30’luk bir pay alacağını duyuruyordu. Telefona ilave uygulamalar yüklemek, iPhone’dan önce birçok mobil telefon üreticisinin yapmaya çalıştığı ancak kullanım zorlukları neticesinde çok fazla yol kat edemedikleri bir alandı. Diğer telefon üreticileri, telefonlara program yüklemeyi basit ve anlaşılır bir hale getiremediklerinden dolayı ancak bir grup meraklı kullanıcıdan ileri gidememişlerdi.

Appstore ve Apple’ın iPhone için üretmiş olduğu 2.0 yazılım sürümü yeni bir telefonu da beraberinde getiriyordu: iPhone 3G. Devrim yaratan iPhone’a göre sadece ufak tefek tasarım değişikliklerinin yapıldığı ikinci nesil iPhone’da bir önceki sürümüne göre donanım olarak 3G haberleşme desteği ile GPS bulunuyordu ve birinci nesil cihazın aksine standart kulanklıklar ile çalışabiliyordu. İlk iPhone’da tüm kullanıcıların tepkisini çeken 2 megapiksellik kamera değiştirilmemişti, flaş bulunmuyordu, görüntülü konuşmayı destekleyecek ön taraftaki ikinci kamera eklenmemişti, halen MMS göndermiyordu, kes-kopyala-yapıştır gibi çok basit bir işlemi hala yapamıyordu, video kaydı yapamıyordu ama hala çok güzeldi. (Bu yönden bakıldığında iPhone’u biraz üstü açık otomobillere benzetiyorum, sürüş konforu azdır, rüzgar sesi alır, kışın su alma riski vardır, hiçbir zaman tam ısınamazsınız, bagajı küçüktür vs. ama çok güzeldirler…)

Lansmanı yapılan yeni iPhone ve 2.0 yazılım platformu 2008’in yaz aylarında piyasaya çıktı ve dünyada bir çok ülkede daha pazara girdiğinden dolayı yine çok yüksek bir taleple karşılandı.

Apple, Nisan 2009 sonunda Appstore ile, yazılım geliştiricilerin geliştirmiş olduğu yaklaşık 35.000 adet programın, açıldığı günden itibaren toplam bir milyar defa program indirildiğini duyurdu. Kabaca bir hesapla, bugüne kadar toplam 37 milyon adet iPhone ve iPod Touch satıldığını düşünürsek, her bir kullanıcının telefonuna ortalama 25 farklı programı indirdiğini gösteriyordu. (iPhone ve iPod Touch ile yapabilecekleriniz konusu tamamen farklı bir yazının konusu olabilecek kadar geniş olduğundan daha sonra değineceğim.)

Oldukça büyük bir rekabetin yaşandığı ve Ericsson gibi, Motorola gibi kelli felli oyuncularla Palm gibi bir zamanlar avuçiçi bilgisayarların jenerik ismi olmayı başarmış şirketlerin yer aldığı pazarda 2 yıl gibi kısa bir sürede tüm ezberleri bozmayı başaran Apple, atılımlarına hız kesmeden devam etmekte. (Palm firması da kendi işletim sistemi olan PalmOS’u terkedip cep telefonlarını uzunca bir süredir Microsoft Windows Mobile işletim sistemi ile piyasada satıyordu. 6 Haziran 2009’da, yeni, WebOS adını verdiklerini yeni nesil Palm Pre ile bir geri dönüş yapmayı planlıyorlar.)

Mart ayı başında uzunca bir süredir ilk kez Steve Jobs olmadan gerçekleştirilen bir basın toplantısında, Apple, bu kez de iPhone yazılımının 3.0 versiyonunu duyurdu. Şu anda beta sürümü var olan işletim sistemi sadece uygulama geliştiricilere açık durumda bulunuyor. İşletim sistemi yine bir çok farklı uygulamalara izin verecek şekilde tasarlanmış ve kısıtlı da olsa Apple’ın arka planda program çalıştırmaya izin vereceği bir altyapı aktif hale getirilmiş.

Yeni sürüm yazılımı beta aşamasında test eden kimi programcılar, İnternet’te yer alan forumlarda, sunulan özelliklerin bir kısmının mevcutta bulunan iPhone cihazları ile gerçekleştirilemeyecek olduğunu savunuyorlar. Bu da Apple’ın yakın gelecekte yeni nesil bir cihaz ile tüketicilerin karşısına çıkacağı ile ilgili tezi güçlendiriyor.

Akıllı telefon pazarını takip edenler, 8 Haziran 2009 tarihine kitlenmiş durumdalar. Bu tarih, Apple’ın olağan WWDC (Worldwide Developer Conference – Dünya Uygulama Geliştiriciler Konferansı) kapsamında Apple’ın tüketicileri yine şaşırtacağını düşünüyorlar. Apple ise büyük bir ketumiyet içerisinde ser verip sır vermiyor. (Önceki senelerde dünyanın en ince dizüstü bilgisayarı olan Macbook Air lansmanı öncesinde de basına ve internete konuyla ilgili tek bir resim bile düşmemişti.)

Bakalım bu kez Apple tüm dünyayı nasıl şaşırtıp bizleri neye alıştıracak, hep birlikte göreceğiz…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: