jump to navigation

Developer Preview, developer olanlar içinmiş…:) 12.Nisan.2010

Posted by aydinbolkar in apple.
Tags: , ,
add a comment

Steve Jobs’un geçtiğimiz Perşembe günü iPhone OS4′ü duyurmasının hemen ardından, ne yapıp edip kullanmaya başlamalıyım düşüncesiyle telefonuma Cumartesi günü OS4′ü kurdum.

Yaklaşık 30 saat sonrasında, şu anda 3.1.3 versiyonuna geri dönüyorum, bu yazımda kısaca yenilikler hakkında kullanıcı gözünden tecrübelerimi bulacaksınız.

Sonda söyleneceği başta söyleyeyim, bence yaz ortasından itibaren mobil telefon dünyasında çok güzel bir dönem başlıyor, sonbaharda da iPad, iPhone OS4′e kavuşunca Laptop üreticilerinin canı oldukça sıkılacağa benziyor.

Yazımı, Steve Jobs’un sunumunda bahsettiği 7 büyük konu ile sınırlı tutacağım, bu yedi konudan iBook Store, iAd ve arka planda çalışmasına izin verilen servisler konusu test edilebilir durumda olmadığı için detay veremiyorum.

Multitasking – Tam söylendiği gibi, çok kullanıcı dostu ve başarılı olmuş. Hali hazırda yalnızca iPhone içindeki native yazılımlar tarafından desteklendiği için bir çok yazılımla çalışırken problem yaşatıyor ama yazılım geliştiriciler adaptasyonu gerçekleştirdiklerindegüzel bir tecrübe olacaktır. Arka tarafta çalışan uygulama sınırı veya bu uygulamalara arka planda çalışma izni verilip verilmemesi gibi ‘Notifications’ bölümü benzeri bir kısmın olup olmayacağını şu anda bilmiyorum ama bellek yönetimive kullanım kolaylığı anlamında faydalı olacağını düşünüyorum.

Folders – Tek kelimeyle harika. İlk başta uygulama ikonlarını üst üste getirmeye çalışınca kaçışan ikonlara bir süre sonra alışılıyor. Özellikle alt kısımda bulunan 4 adet uygulama kısayolundan birini folder yaptığınızda anasayfanız daha zengin bir hal alıyor. (Bkz. Resim)

Wallpaper – Çok basit bir uygulama değişikliği ancak bir kez set edilen arkaplan resmini iptal etmenin yolunu bulamadım, en fazla düz siyah bir resmi wallpaper olarak atayabilirsiniz. Kullanışlı, ancak Google Nexus One’da olduğu gibi panoramik bir fotoğrafı yayarak da kullandırmak enteresan olabilirdi.

Daha iyi bir Mail uygulaması – Birden fazla Exchange hesabının tanıtılmasını sprunsuz gerçekleştirdim. Gmail hesabı bağlandığında artık kişiler ve takvim de otomatik olarak senkronize edilebiliyor, ayrıca CalDAV ayarı yapılmasına gerek kalmıyor. Ayrıca toplantılarda, davet edilen kişilerin katılıp katılmayacakları ufak işaretlerle belirtiliyor. Tüm mesajların tek bir posta kutusuna düşmesi de güzel bir düşünce ancak farklı hesapların ufak bir icon ile gösterilmesi daha kullanışlı olabilirdi. Aynı yazışmanın içeriğindeki mesajların toplu bir şekilde gösterilmesi alışkanlık gerektiren pratik bir özellik.

Kısacası, Apple hiç boş durmuyor.

Tüm mobil iletişim dünyasını ele geçirmek gibi bir niyeti ise yok, aksi takdirde bunu tek bir cihazla yapması pek mümkün gözükmüyor.

iPhone OS4′ü sadece denemek için benim gibi kurmanızı tavsiye etmem çünkü geri döndürmek düşündüğünüz kadar kolay olmayabiliyor.

Bu konuda bulabildiğim tek düzgün kaynak şu şekilde: http://bit.ly/avKQB6 (Güncelleme – 12.04.2010 – 10.05 – Windows’da çalıştırdım, problemsiz olarak geri dönmeyi becerdim, şu anda uygulamaları indiriyorum.)

Kolay gelsin…

Larry Ellison Java One konuşması 4.Haziran.2009

Posted by aydinbolkar in 1.
add a comment

Oracle’ın Sun’ı almasından sonra yapılan ilk Java One konferansında sürpriz olarak sahneye çıkan Oracle CEO’su Larry Ellison, akıllarda soru işareti uyandıran bir çok konuya açıklık getirdi ve Java’ya karşı olan güven ve bağlılığını bir kez daha yineledi.

Apple hakkında düşüncelerim 2.Haziran.2009

Posted by aydinbolkar in 1.
Tags: ,
add a comment
2007 yılının başında Steve Jobs tarafından ilk kez basın duyurusu yapıldığında artık mobil telefon pazarında hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağının habercisi idi iPhone. 2008 yılında basılan ve Türkçe’ye de çevrilen ‘Inside Steve’s Brain’ adlı kitabı okurken, aslında iPhone’u yaratmak için Apple’ın neden bu kadar beklediğini anlayamıyorsunuz. Zira iPod tarafında, 2001 yılında, piyasayı çok iyi analiz etmiş ve mükemmel bir kullanıcı tecrübesi yaratabilmek için 6 ay gibi çok kısa bir sürede birinci nesil iPod’u yaratmıştı.
Dünya kişisel elektronik piyasasında kırılması imkansız olarak görülen Sony’nin Walkman rekorunu kıran bu cihaz, gerçek bir stil ikonu halini aldı ve taşınabilir mp3 çalar cihazlarının jenerik ismi haline geldi. Finansal olarak da Apple’ın ikinci baharını yaşamasına ve iPod’ların yarattığı etki ile tüm ürün satışlarının patlamasına vesile oldu.
Dünyanın önde gelen teknoloji araştırmaları ve danışmanlık firması Gartner, 2009′un birinci çeyreğinde dünyada toplam mobil telefon satışlarının, geçen yılın aynı dönemine göre, %8,6 azaldığını ancak akıllı telefon satışlarının %12,7 arttığını açıkladı. Raporda, mobil telefon piyasasının Gartner tarafından takip edilmeye başlandığı 2001 yılından bu yana, bir önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan en büyük daralmanın bu sene gerçekleştiği belirtildi.
Toplam 269 milyon adet telefonun satıldığı birinci çeyrekte esas rekabet akıllı telefonlar tarafında yaşandı. 2008 yılının birinci çeyreğinde satılan toplam 294 milyon adet telefonun %11′lik bölümünü oluşturan yaklaşık 32 milyon adetlik pazar, bu yılın ilk çeyreğinde toplam cep telefonu pazarının aksine tam %10 büyüyerek toplam 36,5 milyon adetlik satış rakamına ulaştı.
Hem toplam satışlarda hem de akıllı telefonlar tarafında Nokia liderliğini sürdürürken, her iki segmentte de ilk beşte Nokia dışındaki diğer bütün firmaların farklı olması firmaların odaklanma stratejisinin bir parçası olarak algılanabilir.
Gartner raporuna bakıldığında, Apple dışındaki tüm firmaların, elde ettikleri pazar paylarını en az 6-7 farklı modelle elde ettiklerini düşünürsek, iPhone’un akıllı telefon piyasasında tek başına en yüksek satışa sahip telefon modeli olduğunu söylemek çok da yanıltıcı olmayacaktır.
Apple, iPhone ile, diğer cihazlarındaki geleneği bozmamış ve birinci sürüm işletim sisteminde yazılımsal olarak tüm kanalları kapatmıştı. Yazılım geliştiriciler için tek geliştirme alanı olarak internet tarayıcısı işaret edilmişti ve sadece telefon İnternet’e bağlıyken çalışacak olan web uygulamaları geliştirilmesine izin verilmişti.
Cihazı fiziksel olarak açmak, pilini değiştirmek vs. mümkün değildi, dışarıdan istediğiniz yazılımları yükleyemiyordunuz. Piyasada bulunan diğer akıllı telefonların aksine telefonda aynı anda yalnızca bir adet program çalıştırılabiliyordu. Örneğin birine kısa mesaj (SMS) göndermek istediğinizde o anda web’de geziniyorsanız internet tarayıcı programını kapatıp SMS gönderme programını açarak işinizi hallettikten sonra tekrar tarayıcıya geri dönebiliyordunuz. Internet tarayıcı programı kaldığı yerden çalışmaya devam ediyordu ancak arka planda eğer bir sayfayı açmaya çalışıyordu iseniz ilerlemiyordu. Apple tarafından arka planda çalışabilecek şekilde tasarlanan tek özellik cihazın iPod özelliği idi. Bir yandan müzik dinlerken diğer yandan web’de gezinebiliyordunuz.
Bununla birlikte iPhone yalnızca dokunmatik bir ekran aracılığı ile kullanılabiliyordu. Cihazda ön yüzde bulunan bir adet ‘Home’ tuşu, yan tarafında yer alan ses açma ve kapamaya yarayan tuşlar ve üst kısmında yer alan açma-kapama tuşu dışında hiç bir tuş bulunmuyordu. Tüm işlemler bir veya iki parmağın farklı kombinasyonları ile ekran üzerinde gezinmesi ile yapılıyordu. Multi-touch adı verilen ve daha sonra Apple’ın diğer diz üstü bilgisayarlarında da kullandığı teknoloji ile ekranda bulunan nesneleri yakınlaştırmak veya uzaklaştırmak, sağa-sola doğru döndürmek çok sezgisel hareketlerle yapılıyordu. Bu kadar az tuş kullanılmasına rağmen Steve Jobs, telefon kullanıcısının telefonunun zil sesini kısmanın çok önemli bir işlev olacağına karar vermiş ve sadece bu işi yarayan bir düğmeyi ses açma kapama butonlarının üzerine yerleştirmişti.
Tüm bunlarla birlikte iPhone, o zamana kadar hiçbir telefon ekranında kullanılmamış kadar büyük bir ekrana sahipti ve görenleri kendine hayran bırakıyordu. Ayrıca, daha önce cep telefonununu yalnız çok temel fonksiyonlar için kullanmış kişiler bile, telefonu ellerine aldıktan yaklaşık yarım saat sonra tüm fonksiyonlarına erişir hale geliyordu. iPhone’un duyurulmasından çok kısa bir süre sonra Apple, iPod’a olan vefa borcunu ödeyerek, telefon ve Bluetooth özelliği dışında tüm özellikleri içerisinde barındıran iPod Touch modelini piyasaya çıkardı.
Apple, 2007′nin başında iPhone’u ilk duyurduğunda ve telefon altı ay sonra Amerika’da yalnızca AT&T ile birlikte kullanılacak şekilde piyasaya çıktığında dünyanın dört bir yanındaki teknoloji meraklıları hayal kırıklığına uğradı. Ancak, ilk telefonlar raflarda yerlerini aldıktan sonra, iPhone’da kullanılan işletim sisteminin 1.0 versiyonundaki bir takım açıkları kullanan meraklı programcılar telefonun yazılımını kırmayı ve başka operatörler ile de çalışacak hale getirmeyi başardılar. Bu aşamadan sonra, 2007′nin ikinci yarısından 2008′in ortalarında Türkiye’de resmen iPhone satışının başlamasına kadar geçen süreçte tüm dünya ve ülkemiz resmen bir iş kolu haline gelen ‘iPhone kırmak’ deyimiyle tanıştı. Apple’ın bu süreçte AT&T ile yaptığı sözleşme gereği bu tip girişimlere karşı çıkması gerekiyordu. Ama kimi analistlere göre de içten içe bu tip girişimler telefona olan vahşi talebi körüklediğinden dolayı hoşlarına gidiyordu.
Apple CEO’su Steve Jobs, 2008 yılı başında, iPhone 2.0 yazılım platformunu duyurmak için basın mensuplarını ve sektörün temsilcilerini California’daki şirket merkezine çağırdı. Apple, daha önceki ürünlerinin aksine, iPhone ile kurumsal pazarı hedefleyerek bir çok kurumsal e-posta sistemini desteklediğini açıkladı. Özellikle Amerika pazarında ciddi bir üstünlüğü bulunan Blackberry’nin aksine Apple, Microsoft’un kurumsal e-posta sunucusu Exchange Server ile direkt entegre olmuştu. E-postaları aynı bilgisayarlarda gözüktüğü gibi tüm grafik, resim vb. detayları ile kullanıcıya sunuyordu. Aynı zamanda rehber ve takvim senkronizasyonunu da Outlook ile sorunsuz bir şekilde yapabiliyordu.
Bundan daha da önemlisi, 2.0 yazılım sürümü ile birlikte Appstore adı verilen yeni bir oluşumun da lansmanı yapılıyordu. Appstore, dünya çapındaki tüm uygulama geliştiriciler için yeni bir gelir kapısı olabilecek bir oluşumdu. Apple, iTunes müzik dükkanı ile yıllardır müzik parçaları için uygulamakta olduğu modeli iPhone’a yüklenebilecek programlar için de genişletmekte idi. Bu program kapsamında elde edilecek gelirin %70′i yazılım geliştiriciye bırakılıyor, tüm altyapı ve iletişim maliyetlerini üstlenen Apple ise %30′luk bir pay alacağını duyuruyordu. Telefona ilave uygulamalar yüklemek, iPhone’dan önce birçok mobil telefon üreticisinin yapmaya çalıştığı ancak kullanım zorlukları neticesinde çok fazla yol kat edemedikleri bir alandı. Diğer telefon üreticileri, telefonlara program yüklemeyi basit ve anlaşılır bir hale getiremediklerinden dolayı ancak bir grup meraklı kullanıcıdan ileri gidememişlerdi.
Appstore ve Apple’ın iPhone için üretmiş olduğu 2.0 yazılım sürümü yeni bir telefonu da beraberinde getiriyordu: iPhone 3G. Devrim yaratan iPhone’a göre sadece ufak tefek tasarım değişikliklerinin yapıldığı ikinci nesil iPhone’da bir önceki sürümüne göre donanım olarak 3G haberleşme desteği ile GPS bulunuyordu ve birinci nesil cihazın aksine standart kulanklıklar ile çalışabiliyordu. İlk iPhone’da tüm kullanıcıların tepkisini çeken 2 megapiksellik kamera değiştirilmemişti, flaş bulunmuyordu, görüntülü konuşmayı destekleyecek ön taraftaki ikinci kamera eklenmemişti, halen MMS göndermiyordu, kes-kopyala-yapıştır gibi çok basit bir işlemi hala yapamıyordu, video kaydı yapamıyordu ama hala çok güzeldi. (Bu yönden bakıldığında iPhone’u biraz üstü açık otomobillere benzetiyorum, sürüş konforu azdır, rüzgar sesi alır, kışın su alma riski vardır, hiçbir zaman tam ısınamazsınız, bagajı küçüktür vs. ama çok güzeldirler…)
Lansmanı yapılan yeni iPhone ve 2.0 yazılım platformu 2008′in yaz aylarında piyasaya çıktı ve dünyada bir çok ülkede daha pazara girdiğinden dolayı yine çok yüksek bir taleple karşılandı.
Apple, Nisan 2009 sonunda Appstore ile, yazılım geliştiricilerin geliştirmiş olduğu yaklaşık 35.000 adet programın, açıldığı günden itibaren toplam bir milyar defa program indirildiğini duyurdu. Kabaca bir hesapla, bugüne kadar toplam 37 milyon adet iPhone ve iPod Touch satıldığını düşünürsek, her bir kullanıcının telefonuna ortalama 25 farklı programı indirdiğini gösteriyordu. (iPhone ve iPod Touch ile yapabilecekleriniz konusu tamamen farklı bir yazının konusu olabilecek kadar geniş olduğundan daha sonra değineceğim.)
Oldukça büyük bir rekabetin yaşandığı ve Ericsson gibi, Motorola gibi kelli felli oyuncularla Palm gibi bir zamanlar avuçiçi bilgisayarların jenerik ismi olmayı başarmış şirketlerin yer aldığı pazarda 2 yıl gibi kısa bir sürede tüm ezberleri bozmayı başaran Apple, atılımlarına hız kesmeden devam etmekte. (Palm firması da kendi işletim sistemi olan PalmOS’u terkedip cep telefonlarını uzunca bir süredir Microsoft Windows Mobile işletim sistemi ile piyasada satıyordu. 6 Haziran 2009’da, yeni, WebOS adını verdiklerini yeni nesil Palm Pre ile bir geri dönüş yapmayı planlıyorlar.)
Mart ayı başında uzunca bir süredir ilk kez Steve Jobs olmadan gerçekleştirilen bir basın toplantısında, Apple, bu kez de iPhone yazılımının 3.0 versiyonunu duyurdu. Şu anda beta sürümü var olan işletim sistemi sadece uygulama geliştiricilere açık durumda bulunuyor. İşletim sistemi yine bir çok farklı uygulamalara izin verecek şekilde tasarlanmış ve kısıtlı da olsa Apple’ın arka planda program çalıştırmaya izin vereceği bir altyapı aktif hale getirilmiş.
Yeni sürüm yazılımı beta aşamasında test eden kimi programcılar, İnternet’te yer alan forumlarda, sunulan özelliklerin bir kısmının mevcutta bulunan iPhone cihazları ile gerçekleştirilemeyecek olduğunu savunuyorlar. Bu da Apple’ın yakın gelecekte yeni nesil bir cihaz ile tüketicilerin karşısına çıkacağı ile ilgili tezi güçlendiriyor.
Akıllı telefon pazarını takip edenler, 8 Haziran 2009 tarihine kitlenmiş durumdalar. Bu tarih, Apple’ın olağan WWDC (Worldwide Developer Conference – Dünya Uygulama Geliştiriciler Konferansı) kapsamında Apple’ın tüketicileri yine şaşırtacağını düşünüyorlar. Apple ise büyük bir ketumiyet içerisinde ser verip sır vermiyor. (Önceki senelerde dünyanın en ince dizüstü bilgisayarı olan Macbook Air lansmanı öncesinde de basına ve internete konuyla ilgili tek bir resim bile düşmemişti.)
Bakalım bu kez Apple tüm dünyayı nasıl şaşırtıp bizleri neye alıştıracak, hep birlikte göreceğiz…

Google Latitude Türkiye’de çalışıyor… 8.Şubat.2009

Posted by aydinbolkar in Mobil, Web 2.0, internet.
1 comment so far

Google’ın hafta başında duyurduğu Latitude hizmeti, sitesinden bakıldığı zaman Türkiye’den ulaşılamıyor gibi gözükse de kullanılabiliyor. Cep telefonunuzdan www.google.com/gmm adresine girerek Google Maps Mobile uygulamasının 3.0 sürümünü indirdiğinizde menüde ‘Latitude’ seçeneğinin eklendiğini göreceksiniz. Google hesap detaylarınızı girdiğinizde, varsa telefonunuzda bulunan GPS’i de kullanarak yerinizi paylaşmaya anında başlayabilirsiniz.

Anlık olarak takip etmek istediğiniz tanıdıklarınızın adreslerini girerek talepte bulunabilirsiniz. Talebi alan kişinin kabul etmesi halinde karşılıklı olarak anlık yer bilginizi karşılıklı olarak görmeniz mümkün. Blackberry OS, Symbian S60 v3.1 ve üstü işletim sistemine sahip telefonlarda çalışan uygulamayı kapadığınız zaman da arka planda anlık konum bilginizi paylaşmaya devam edebiliyorsunuz.

Tanıdıklarınızın anlık konum bilgilerini cep telefonunuzdan takip edebildiğiniz gibi iGoogle uygulaması sayesinde web üzerinden de takip edebilirsiniz.

google_latitude

etohum haftasonu buluşması izlenimlerim 2.Şubat.2009

Posted by aydinbolkar in girişim, internet.
add a comment

Geçtiğimiz haftasonu (31 Ocak 2009 Cumartesi) İTÜ Maçka Kampüsü’nde gerçekleşen ‘Etohum Haftasonu Buluşması’ etkinliğine katıldım.

Detaylı görüşlerimi bu post içerisine ekleyeceğim ancak genel olarak ortalama seviyesinde bir organizasyon olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncelerimde etohum’un fikir babası Burak Büyükdemir’i tenzih ediyorum çünkü kendisinin 7 ay gibi kısa sürede etohum projesini bulunduğu yerine getirmiş olması çok büyük başarı. Benim eleştirim daha çok katılımcı kitlenin (İnternet girişimi tutkunu üniversite öğrencisi / mezunu) bilgi, ilgi ve merak seviyesi idi.

Bu konuda Amerika’da gerçekleştirilen benzer bir organizasyon olan DEMO (www.demo.com) organizasyonunda yapılan sunumlara bakıldığında, belki teknik birikim ve yetenek anlamında değil ama sunum teknikleri ve topluluk karşısında konuşma anlamında daha çok yol kat etmemiz gerektiği ortaya çıkacaktır.

Aşağıda, seminerde not aldığım, yatırım yapılabilecek 15 İnternet girişiminin o gün kısa sunumları yapılan kısmını görebilirsiniz… 

Yarışma değil, başlangıç aşaması, 2 haftalık bir girişim kampına girecekler.

1. Kimgelsin.com - basindaki kisi gittigidiyor.com tasarım bölümünde çalışıyor. Projenin amacı; bir platform, konser organizatörünün seyircileri ile etkileşime girebileceği bir platform. Ortaklardan biri organizasyon işinde çalışıyor. Data mining sonucunda sanatçı faaliyetleri gerçekleştirme imkanı olacak. Şubat ayında betası açılacak. Türkiye için muzik DB olacak, eğlence mekanları hakkında bilgiler olacak.

2. Cvyolla.com - İki ODTÜ makina mezunu. 2005 yılına kadar makina mühendisliği yaptılar. Site 2006 dan beri online. TGM firma adı. Diğer firmalardan farklı olarak ilan bazlı olmayan bir site. Ücretli üyelik 2008 ortasında başladı. 4 adımda sisteme kayıt yapılıyor, cv oluşturmaya gerek yok. Şirketlere ilan verme ihtiyacı olmadan cv havuzu yaratmaya olanak sağlıyor.

3. Gercekten.com - Ünlülerle fanları bir araya getirme işi. Amerika’da benzeri var. Mesajı yaz, ünlüyü seç, ürün gelsin.  

4. Ideshot.com - Metin Kahraman, on yıllık ajans tecrübesi. Harun ile Angelhouse AŞ kuruldu. 2008 Haziran’da kuruldu. Ideshot, sıra sizde, markalara sesinizi duyurun. Open office çalışıyorlar. Getsatisfaction, ideastorm gibi örnekleri var. Davetiye usulü çalışıyorlar. Şu an 8 marka var. Yenilikçi fikir ve önerileri gönderiyorlar. Şikayet vs. almıyorlar. Aralık 2008 ikinci site açıldı, 500 aboneleri var.

5. Kartguru.com - Özgür Alaz’in projesi. Danışmanlık yapıyor, kredi kartları ile ilgili bir proje, karşılaştırmalı analiz vs. gibi konularda cevaplar içeriyor olacak. 6 aydır çalışılıyor, 1 ay içinde online olacak. İleriye yönelik genişleyecek.

6. Kolokyum.com - 3 mimar arkadaş, Ceyhun Baskın, Evren Başbuğ ve İnanç. Dist mimarlık, Londra ve İstanbul, uluslararası mimarı ödülleri kazandılar. 2007 sonunda mimarlığı bırakıp İnternete yöneldiler. Mimarlar ve tasarımcıların internet kullanımındaki eksiklikler hedeflendi. Kolokyum akademik tartışma demek, mimarlar için bir tartışma platformu. Mimarlar için dikey bir sosyal ağ.

7. Ogrence.net - Bilkent Bilgisayar ve ODTU Elektronik mezun ve öğrenci. Dershanenin veliye ulaştırmak istediği tüm verileri ulaştıracağı bir yapı. Otomasyon değil. Amaç, dershanenin veliye ulaşmasını kolay ve tekil bir altyapı sunuluyor. Gelir modeli reklam değil, üyelik.

8. Pabbuc.com - ortaklardan biri şu anda asker, Serdar ve Gökar. İzmirli, online ayakkabı satışı ile ilgili. Sektörden geliyorlar, 2006 yılı sonunda 3 çeşitle başladılar. 7000 civarında müşteri var, 150 model. 

9. Sunumax.com - Sadık ve Cem kocabasa. Bilkent sonrası fransızca öğrenmek için gittiği Sorbonne’dan döndü. Migros, Sabancı, Pamukkale Turizm gibi uygulamalar yaptılar. 1986 ve 1990 doğumlu iki kardeş. Web sitesi yapmıyorlar, site üstünde animasyon yapıyorlar. (Yapılan en iyi sunum buydu bence…)

10. Userspots - Kullanıcı dostu arayüzler test edilmesini sağlıyor. Odtü istatistik mezunu, bilgi işlem çalışanı kurucu. Göz izleme cihazları ile reklamların görülme oranları vs. ölçülebiliyor. Kullanılabilirlik ve reklam algısı çözümleri yapıldı. Tubitak’a proje yapıldı, destek alınacak. Dünya bankasından hibe alınacak. 

11. Cepkod.com - P&G kökenli. İki mühendis, elektronik müh. ve makina müh. Bir yılı aşkın süredir arge olarak çalışılıyor. BÜ ve ODTÜden destek alındı. Şubat Mart ayında ortaya çıkacak, cep telefonu ile ilgili ileri teknoloji üretiyorlar, firmalarla görüşüyorlar.

Maxidurak.com

Evimizinherseyi.com

Metutech-atom

Mobil Nirvana 16.Ocak.2009

Posted by aydinbolkar in Mobil.
add a comment

2009 yılında blogumu daha dinamik ve aktif tutma hedefiyle bu seneki ilk yazımı yazıyorum.

Uzun süren uğraşlar sonunda benim gibi bir güçlü kullanıcının (teknolojik Türkçe çok kötü – başlı başına bir yazı konusudur, bu konuda bilenler bilir İTÜ’de Eşref ADALI’nın katkıları yadsınamaz:)) her kıl-tüy talebini karşılayacak bir ürün bulmanın çok mümkün olamayacağı sonucuna vardım. Yine de mümkün olabilecek en az sayıda gadget ile, ceket iç ceplerimin de sarkmasını engelleyecek, ideale yakın kombinasyonu bulduğumu düşünüyorum.

Hem blogunu hem de 2008 yılında devreye aldıkları proje olan Televidyon.com un sıkı bir takipçisi olduğum Serdar Kuzuloğlu’nun ilgili yazısında belirttiği kombinasyonu itiraf edeyim ben de kendim buldum ama onun da onayladığını görünce keyfim daha çok yerine geldi…

Nokia E71 ve 16 GB’lık iPod Touch 2nd Gen bir çok açıdan tüm ihtiyaçları karşılayan bile kombinasyon oldu.

Nokia E71, çok şık, ince ve zarif kasası ve kullanışlı QWERTY klavyesi ile Blackberry’lere gerçek bir alternatif yaratıyor. İş yerimde kullandığım alt yapının müsaade etmesi sayesinde kullandığım Mail for Exchange yazılımı, bir çok özelliği ile Blackberry’den bile daha gelişkin seçenekler sunuyor. (İş saatleri ve iş günleri seçimi gibi)

Ancak iş kullanımına yönelik hiç bir telefonun sunamadığı push ve html e-posta desteğine sahip bir iPod Touch veya iPhone üzerinde mesajlarınıza ulaşmanın keyfi gerçekten bambaşka.

Bu yazımın hemen ertesinde, benim ‘En iyi 5 iPhone/iPod Touch uygulamaları’ listemde detaylı olarak anlatacağım ancak burada özellikle üzerinde durup tanıtmak istediğim bir başka uygulama var ki beni Nokia E71 yanında iPod almaya ikna etti. Yoksa sadece iPod özellikleri için de olsa bir tane iPhone edinmeyi düşünüyordum.

Uygulamanın adı JoikuSpot. Kısaca yaptığı şu; cep telefonuzda (Symbian S60 3rd işletim sistemine sahip) kullandığınız mobil bağlantıyı (GPRS, EDGE, 3G vs.) başka cihazlarla paylaşmanıza olanak tanıyor. Bunu yapmak için telefonunuzu bir Access Point haline getiriyor. Sadece iPod değil, dizüstü bilgisayarlarınızı da bu yöntemle kolaylıkla internete bağlayabilirsiniz. (Aslında veri hırsızlığı yapmak için çok zekice bir yöntem… Havalimanı vs. gibi bir yerde ‘Free Internet Access’ adında bir AP yaratarak JoikuSpot çalıştırın ve geçen veriyi sniff edin, buyrun size ID Theft… Neyse yazı amacından saptı..)

Joikuspot benzeri, Windows Mobile işletim sistemine sahip cep telefonlarını da destekleyen bir uygulama daha var – adı walkinghotspot. Açıkçası JoikuSpot uygulaması, hem ücretsiz alternatifi olması hem de söylediği şeyi çok iyi yapması nedeniyle diğer yazılımı denememe bile ihtiyaç bırakmadı.

Joikuspot yazılımını uzun süreler test etme imkanım olmadı, zira günümün büyük bölümünü geçirdiğim tüm ortamlarda kablosuz bağlantı mevcut. Yazılım, yolculuklarda E71′in küçük ekranına bağımlı kalmamak için çok iyi bir çözüm.

Şu anda tek bir ihtiyacım kaldı, o da olursa gerçek mobil nirvanaya ulaşacağımı sanıyorum. İhtiyacım olan yazılım aslında iPod Touch için; belli bir yerde ortamda var olan ve tanımlanmış olan kablosuz ağ bağlantılarına öncelikler atamak ve cihazın bu önceliklere göre kablosuz bağlantıları gerçekleştirmesini istiyorum. Şu ana kadar AppStore’da bunu gerçekleştirebilecek bir yazılıma rastlamadım… Bilenler vasa benimle paylaşırsa çok mutlu olacağım…

Yedekleyelim, yedekleyin, yedeklesinler… 6.Aralık.2008

Posted by aydinbolkar in Web 2.0.
Tags:
add a comment

Bilgisayarla haşır neşir olan herkesin zaman zaman yaşadığı veri kayıpları, internetin ve dijital medyanın hayatımıza daha çok girdiği günümüzde oldukça önemli boyutlara ulaşabiliyor.

Yeni doğan oğlunun bir yılı aşkın süredir neredeyse her gün çektiği fotoğraflarını sakladığı dizüstü bilgisayarını çaldıran birisinin yaşadığı kayıp, evinde bir yangın çıkması sonucu tüm eski fotoğraf albümünü kaybetmekten çok daha fazla.

Yıllardır kullandığı telefonunu, yeni ve daha üst bir versiyon ile (iphone:)) değiştirdiğinde tüm kişileri tekrar kaydetmeye üşendiği için değiştirmeyen tanıdıklarım var.

Ya da Murphy kanunu gibi; alışkanlık haline gelmeyen bir şekilde aldığı yedeklerine ihtiyaç duyduğu zaman son alınan yedeğin ta 3 ay öncesine ait olduğunu keşfedip hayıflanan kişiler etrafımızda oldukça fazladır.

Sizlere bu yazımda, hem kişisel hem de iş anlamında sürekli kullandığım, kısa araştırmalar sonucunda, benzerlerine nazaran oldukça başarılı olduklarını düşündüğüm 4 farklı uygulamadan bahsedeceğim. Bu uygulamaların bir kısmı paralı olup, ücretsiz sürümleri bir çok giriş seviyesi kullanıcıyı oldukça tatmin edecek düzeyde.

1. Funambol: My.Funambol.com adresinden girebileceğiniz bu uygulama ile, tüm adres defterinizi yedeklemekle kalmayacak, neredeyse tüm cep telefonu modellerini blackberry benzeri (push) email alabilir hale getirebileceksiniz, hem de ücretsiz…

2. iDrive: Makinanızda sürekli güncellediğiniz bazı klasörlerin gerçek zamanlı olarak veya belirli periyotlarda düzenli yedeklerinin internet üzerinde tutulduğu bir program. (www.idrive.com) Benzerleri mozy, box.net vb. uygulamalardan farklı olarak windows’un server sürümlerinde de sorunsuz çalışan, 2 gb’a kadar ücretsiz servis alabildiğiniz bir uygulama…

3. Dropbox: Birden çok bilgisayarda ortak kullandığınız 2 GB’lık sanal bir USB bellek düşünün. Bu bellek üzerinde sildiğiniz dosyaları da geri getirebildiğinizi veya çalıştığınız bir takım hesap tablosu (ör. Excel) veya metin editörü (ör. Word) ile yarattığınız dokümanların her versiyonunun ayrı ayrı kaydedildiğini hayal edin. Tüm bu dokümanlara da bilgisayarlarınızda bulunan (Dropbox hesapları hem Mac hem de PC ve Linux bilgisayarlardan eş zamanlı olarak erişilebiliyor) doküman dosyalarınıza erişir gibi eriştiğinizi düşünün, kullanışlı değil mi? Ben daha sonraki bir yazımda değineceğim taşınabilir uygulamalarımı (portable apps) sakladığım dropbox’um sayesinde bilgisayarlarımı çok daha fit ve kullanışlı hale getirdim, hepinize tavsiye ederim. (Program henüz beta aşamasında, bu nedenle verilerinizin yedeğini almanızı tavsiye ederim:))

4. Google Picasa: Picasa, özellikle Google tarafından satın alındıktan sonra tüm dünyada çok popüler hale geldi ancak 3 no.lu sürümü sonrasında eklenen yüz tanıma, geo-tagging ve kolay eşitleme özellikleri ile üşengeç resim koleksiyoncuları için vazgeçilmez bir yedek depo haline geldi. Ücretsiz sürümünde 1 GB alan sunan Picasa, yıllık ücretler karşılığında pratik olarak sınırsız depolama alanı sunuyor. Bilgisayarınızda bulunan tüm resimleri dizin dizin farklı büyüklüklerde web ile eşitlemenize olanak tanıyor. Bu sayede resimleriniz hem her yerden ulaşılabilir oluyor hem de artık resimlerinizi kaybetme korkusu yaşamak zorunda kalmıyorsunuz…

5. Mp3Tunes: Yukarıda Picasa için anlattığımı bilgisayarınızdaki MP3 arşiviniz için uygulayabildiğiniz bir site. Bu uygulamada kullanılan Locker mantığı, Internet’in aykırı isimlerinden biri olan Michael Robertson’un şirketlerinden biri. Geçtiğimiz aylarda belirli kullanıcılarını limitsiz büyüklükte depolama alanı sunduktan sonra, bu alanı tekrar 2GB’a düşürerek hiç de şık olmayan bir hareket yapmış olsalar da fikir olarak yapılan oldukça kullanışlı ve faydalı bir uygulama. Bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Nokia E71′de Skyfire keyfi 25.Kasım.2008

Posted by aydinbolkar in Mobil.
Tags: , , , , ,
3 comments

Merhabalar,

Oldukça uzun bir aradan sonra ilk yazım bu.

Açıkçası hep ertelediğim, ha bugün ha yarın yazarım dediğim o kadar çok şey var ki…

Neyse ki; içim içime sığmayarak, bir an önce yazmak zorunda olduğumu hissettiğim bir uygulama çıktı. Eşimin kullandığı iPhone’a artık gıpta ederek bakmak zorunda kalmayacağım.

Yıllardır bıkmadan usanmadan Symbian işletim sistemi bulunan telefon kullanmamın bir gün karşılığını vereceğini biliyordum, geçen 4-5 yıllık zamanda Sony Ericsson P800 ile başlayan Symbian tecrübem Nokia 7710 (S90), Nokia 6020 (S40), Nokia 6680 (S60), Nokia N95 8GB (S60) ve son olarak da Nokia E71 (S60)…

İşte o gün bugün… Yaklaşık bir yıl önce private betaları başlamış olan Skyfire Mobil Web tarayıcısının Eylül sonunda public beta sürümünün çıkmasından sonra farklı yollardan kayıt olmaya çalışarak uyguladıkları authentication mekanizmaları sonrasında nihayet bugün size cep telefonu ekranında daha önce görmeye alışık olmadığınız flash, ses vb. ögeleri de içeren web sayfalarını nasıl açtığını anlatıyor olacağım.

Detaylı bir inceleme değil, bir resim, bir film binlerce söz yerine geçer derler ya, işte öyle bir şey…

Kullananlar bilir, TEB’in internet sitesi full flash bir sitedir, öncelikli olarak ona bakacağız, sonrasında çalıştığım şirketin (Pronet Güvenlik) web sitesindeki sesli ve görüntülü animasyonu göreceğiz, en sonda da Youtube anasayfasındaki filmi seyredeceğiz.

Tüm bağlantının Turkcell Internet (EDGE) ile yapıldığını bir kez daha hatırlatırım.

Buyrun, seyredin…